Şu bacadan düşen altın meselesinden mi, başka bir alacak, verecek yüzünden mi, her ne ise, Hoca merhumun Yahudi’nin biriyle arası şeker renk olur. Şirret herif, yakasından tutup Hoca’yı mahkemeye sürüklemek ister. Hoca: “Bre bezirgan, ben haktan, hak yerinden kaçmam ama, şu kılık kıyafetimle koca Kadı’nın önüne nasıl çıkarım?” deyince, Yahudi, üstündeki kürkü çıkarıp Hoca’ya giydirir, giydirir ama, Hoca bu defa da: “İyi ama. El var, ar var, bu kürkünen börkünen yaya, yapıldak nasıl giderim?” deyince, Yahudi altındaki katırı da tutar. Hoca’nın altına çeker. Uzatmayalım, varırlar mahkemeye. Yahudi, Kadı’nın ayaklarına kapanır: “Ey kimsenin hakkını kimseye yedirmeyen, ben bu Hoca’dan davacıyım. Göz göre şu kadar altınımın üstüne oturmak istiyor. Buna Allah razı olur mu?” diye, bir sürü laf sayıp döker. Kadı: “ne dersin?” der gibi Hoca’nın yüzüne bakınca, Hoca, cebinden bir kese çıkarıp şıkırdatarak: “Efendi hazretleri, sakın inanma, kanma; bu Yahudi bildiğin gibi değil, her gördüğünden göz kirası ister; neredeyse şu üstümdeki kürke bile sahip çıkacak!” deyince, Yahudi, birdenbire telaşlanarak: “Sahip çıkacak da ne demek! Üstündeki kürk zaten benim, başındaki börke de benim.” deyip, Hoca’nın yakasına da yapışır. Hoca, sureti haktan görünerek Kadı’ya: “Görüyorsunuz ya, Efendi Hazretleri; üstümdeki kürke de başımdaki börke de sahip çıktı. Hani Allah’tan korkmasa, “altındaki katır bile benimdir, diyecek!” deyince, Yahudi’yi büsbütün ateş alır: “Katır da benim efendim, katır da benim!” deyince, Kadı Efendi birdenbire celallenerek: “Bre katır herif, sen adamın üstündekine de sahip çıkıyorsun, altındakine de. Daha kaldı ki, altınlarına mı sahip çıkamayacaksın; yıkıl şuradan!” deyince, Hoca merhum, keyfinden ne deyip edeceğini bilemeyip: “Hey ağzına sağlık, tazı olalı bir kuş tuttun bugün!” diyecek olur ama, gayri orasını bilmem; bir bilgim, ettiğim varsa, Hoca, kırk gün, kırk gece Yahudi’yi uykusuz bıraktıktan sonra, nesi var, nesi yok, **ürür: “Al katır herif, der; bu sana bir ders olsun da, bir daha Allah ile kul arasına girme!” |
|